İnsan Neden Faşist Olur?
- Psk. Tutku
- 23 Nis 2024
- 9 dakikada okunur

Faşizm, tarih boyunca toplumları etkilemiş ve birçok ülkede ölümcül sonuçlara yol açmış bir ideolojidir. Faşizm eğiliminin psikolojik temellerini ve sosyal etkilerini anlamak, toplumların karşılaştığı çeşitli faktörleri dikkate almayı gerektirir. Bu videoda, özellikle evrimsel psikoloji ve sosyal psikoloji perspektifinden yola çıkarak, insanların neden faşist olduğunu daha kapsamlı bir şekilde inceleyeceğiz. Evrimsel psikoloji, insan davranışlarının ve zihinsel süreçlerin evrimsel kökenlerini anlamak için biyolojik ve genetik faktörleri vurgular. Sosyal psikoloji ise bireylerin sosyal etkileşimleri, grup dinamikleri ve kültürel faktörlerin faşizm eğilimi üzerindeki etkilerini inceler. Bu disiplinlerin birleşimi, faşizmin ortaya çıkışını daha derinlemesine anlamamıza yardımcı olabilir. Çünkü bireylerin faşist ideolojiye yönelme eğilimleri, psikolojik ve sosyal dinamiklerin karmaşık etkileşimleriyle şekillenir.
Peki, faşizm eğiliminden kastımız ne? Faşizm eğilimi, bireylerin otoriter liderlere, aşırı milliyetçi ideolojilere ve baskıcı politikalara yönelme eğilimini ifade eder. Bu eğilim, toplumlarda sosyal düzeni ve otoriteyi önemseyen, sert disiplin ve güçlü liderlik talep eden bir tutumu yansıtır. Faşizm eğilimi, toplumların güvensizlik, belirsizlik ve değişim karşısında duyduğu endişelerden kaynaklanabilir. Örneğin, tarihsel olarak otoriter rejimlere veya diktatoryal liderlere maruz kalmış toplumlar, bu deneyimlerin etkisiyle faşizm eğilimi gösterebilirler. Aynı şekilde, toplumsal travmalar, siyasi veya ekonomik krizler, toplumun otoriter liderlere olan güvenini artırabilir ve faşizm eğilimini tetikleyebilir. Bununla birlikte, bazı çalışmalar belirli faktörlerin faşizm eğilimini etkileyebileceğini göstermiştir. Örneğin, düşük eğitim seviyesine sahip bireylerde, sosyoekonomik olarak dezavantajlı gruplarda, otoriter ebeveynlik tarzının yaygın olduğu ailelerde ve güçlü dini inançlara sahip olan bireylerde faşizm eğilimi daha yüksek olabilir. Bu faktörler, kişilerin düşük sosyal statüleri, duygusal güvensizlikleri, dışlanma hisleri ve grup kimliklerine olan ihtiyaçları gibi psikolojik ve sosyal dinamiklerle ilişkilendirilebilir.
Faşizm eğilimi, bireylerin psikolojik temellendirme ve geçmişiyle de ilişkilendirilebilir. Araştırmalar, otoriter kişilik özelliklerinin faşizm eğilimini arttırdığını göstermektedir. Otoriter kişilik, katı değerlere, düzen ve disipline yüksek önem verme, otorite figürlerine güvenme ve hoşgörüsüzlük gibi özellikleri içerir. Bu otoriter kişilik yapısı genellikle çocukluk döneminde otoriter ebeveynlerle ilişkilendirilir. Ayrıca, faşizm eğilimi bazı evrimsel faktörlerden etkilenebilir. İnsanların ataları, grup bağlarına ve lider figürlerine olan güvenin hayatta kalma ve çoğalma avantajı sağladığı ortamlarda evrimleşmiştir. Bu nedenle, bazı bireylerde, güçlü liderlik ve grup bağlarına yönelme eğilimi doğal bir yanıt olabilir.
Bu bahsettiğimiz grup bağlılığı, insanların gruplar halinde yaşamaya ve işbirliği yapmaya yatkın olmalarını ifade eder çünkü bu, atalarımızın hayatta kalma ve üreme şansını artıran bir stratejiydi. Grup bağlılığı, bireylerin kendi grubuna olan sadakati ve diğer gruplara karşı düşmanlık duygularını artırabilir. Bu durum faşizm eğilimini besleyen bir faktör olarak ortaya çıkabilir.
Ayrıca, faşizm eğilimi ile ilişkilendirilen bir diğer faktör hiyerarşi ve güç ihtiyacıdır. İnsanlar, sosyal hiyerarşilerde yer almayı ve güç sahibi olmayı arzularlar. Evrimsel olarak, güç sahibi olan bireylerin kaynaklara daha kolay erişebileceği ve üreme başarısının artabileceği düşünülür. Bu nedenle, faşizm, güçlü lider figürlerinin takdir edilmesi ve otoriter bir düzene olan ihtiyacı yansıtabilir.
Olayı sizlere biraz da sosyal psikoloji perspektifinden sunmak istiyorum. Sosyal psikoloji, insanların sosyal etkileşimlerini, grup davranışlarını ve toplumsal normları inceleyen bir alandır. Bu perspektiften faşizm eğilimi, sosyal dinamikler incelenerek anlaşılabilir.
Grup dinamiklerinden bahsettiğimizde, grupların bireylerin düşüncelerini ve davranışlarını nasıl etkileyebileceğini kastediyoruz. Gruplar, insanların sosyal bağlantılarını ve kimliklerini şekillendiren önemli bir role sahiptir. Grup baskısı ve sosyal normlar, bireylerin davranışlarını belirleyen ve ideolojik yönelimlerini etkileyen faktörlerdir. Özellikle faşizm gibi ideolojilere odaklandığımızda, grup dinamikleri bu eğilimi artırabilir. Bir grup içinde benimsenen faşist fikirler, bireylerin bu ideolojiyi benimsemesine ve yaymasına katkıda bulunabilir. Grup içindeki bireyler, grup baskısına maruz kalabilir ve sosyal normlara uyma eğilimi gösterebilirler. Bu, faşist ideolojiyi benimsemekte ve yaymada etkili olabilir.
Bir diğer etmen ise duygusal tatmindir. Faşizm, bazı insanların belirsizlik ve tehdit durumlarında duygusal tatmin arayışıyla ilişkilendirilir. Bireyler, faşist bir ideolojiyi benimseyerek kendilerini güvende ve korunmuş hissedebilirler. Bu, duygusal tatmin arayışıyla bağlantılı olabilir.
Dikkat ettiyseniz yazının bu kısmına kadar faşizm eğilimine yatkınlık sağlayan etmenleri konuştuk. Ancak, bu yatkınlıkların da bir temeli olduğunu unutmamalıyız. Bu nedenle, yazının bu noktasından itibaren ana faktörleri sizlerle paylaşmak istiyorum.
Bu konudaki en önemli başlık Kültürel Asimilasyon ve Faşizm Eğilimi arasındaki ilişkidir.
Kültürel asimilasyon, bir toplumun veya bireyin, baskın kültürel normlara entegre olma sürecini ifade eder. Bu süreçte, kültürel farklılıklar azalır ve bireyler baskın kültürün değerlerini, davranışlarını ve normlarını benimserler. Asimilasyon genellikle göç, yerinden edilme veya farklı kültürel grupların bir araya gelmesi gibi durumlarda ortaya çıkar.
Asimilasyon süreci, bireylerin kendi kültürel kimliklerini değiştirme veya kaybetme endişesiyle başlar. Bireyler, baskın kültüre uyum sağlamak için dillerini değiştirebilir, geleneklerini terk edebilir ve yeni normlara uymaya çalışabilirler. Bu süreç, hem bireylerin kendi istekleriyle hem de toplumun baskısıyla gerçekleşebilir. Asimilasyon tehdidi altında hissetmek, bir toplumun veya bireyin kendi kültürel kimliğini koruma ihtiyacı duyduğu durumları ortaya çıkarır. Bu tehdit altında olan toplumlar, kültürel özelliklerini korumak ve devam ettirmek için çeşitli stratejiler kullanır. Dolayısıyla asimilasyon tehdidi, aynı zamanda faşizm eğilimini tetikleyebilir ve bu tehdide karşı bir strateji rolü üstlenebilir.
Faşizm eğilimi, bireylerin otoriter liderlere, aşırı milliyetçi ideolojilere ve baskıcı politikalara yönelme eğilimini ifade eder demiştik. Faşist ideoloji, güçlü bir liderin rehberliğinde, toplumun birliğini, güvenliğini ve kimliğini sağlama sözü verir. Bu da asimilasyon tehdidi altındaki bireylerin güçlü bir liderin koruyuculuğuna ve sert politikalara olan ihtiyacını artırabilir. Asimilasyon tehdidi altındaki toplumların, kültürel kimliklerini korumak için çeşitli çabalar göstereceğinden söz etmiştik. Bu çabalar, dilin korunması, geleneklerin devam ettirilmesi, sembollerin kullanımı ve diğer kültürel pratiklerin sürdürülmesi gibi farklı şekillerde ortaya çıkabilir. Bu çabalar, toplumun birlik ve dayanışmasını sağlamak amacıyla gerçekleştirilir. Ancak, kültürel kimlik koruma çabaları bazen faşist ideolojiye kayma riskini de taşır. Asimilasyon tehdidi altındaki toplumlar, güçlü lider figürlerine, aşırı milliyetçi söylemlere ve dışlanmışlık hissine sahip olabilirler. Bu faktörler, faşist ideolojiye yönelimi artırabilir ve toplumun demokratik değerlerinden uzaklaşmasına neden olabilir. Bu stratejiler, aktif direniş, kültürel savunma, uzlaşma veya uyum gibi farklı yaklaşımları içerebilir. Bireyler, kendi kültürel kimliklerini koruma çabalarında, diğer asimilasyon tehdidi altındaki bireylerle birlikte hareket edebilir veya siyasi ve sosyal örgütlenmeler aracılığıyla destek arayışına girebilir. Aktif direniş ve saldırganlık, toplumun bütünlüğünü ve demokratik değerleri tehdit edebilir. Bu nedenle, asimilasyon tehdidiyle başa çıkmak için sağlıklı ve demokratik yöntemlerin kullanılması önemlidir. Faşizm eğilimiyle asimilasyon arasındaki ilişkiyi anlamak için bazı psikolojik mekanizmalar da göz önünde bulundurulmalıdır. Örneğin, asimilasyon tehdidi altındaki bireyler, belirsizlik ve kontrol kaybı hissi yaşayabilirler. Bu durum, güçlü lider figürlerine olan ihtiyacı artırabilir ve faşist ideolojiye yönelimi tetikleyebilir. Bunun yanı sıra, grup kimliği ve aidiyet duygusu da faşizm eğilimiyle ilişkilendirilir. Asimilasyon tehdidi altındaki bireyler, grubun birliğini ve kimliğini korumak ister. Bu durumda, faşist ideoloji, grup kimliğinin güçlendirilmesi ve toplumun dış düşmanlara karşı birleşmesi söylemiyle cazip hale gelebilir. Sonuç olarak, kültürel asimilasyon tehdidi altındaki toplumlar ve bireyler, faşizm eğilimi gösterebilir. Asimilasyon tehdidi, kültürel kimliklerin korunması ihtiyacını artırırken, faşist ideoloji güçlü liderlik ve otoriter politikalara yönelmeyi teşvik edebilir. Bu nedenle, asimilasyon sürecinde demokratik değerlerin korunması, toplumsal uyum ve hoşgörü gibi unsurların önemi vurgulanmalıdır.
Bu konudaki önemli bir diğer başlık ise Ekonomik Belirsizlik ve Faşizm Eğilimi arasındaki bağlantıdır. Ekonomik belirsizlik, bir toplumda ekonomik koşulların istikrarsız olduğu, gelir dağılımında dengesizliklerin yaşandığı ve gelecek beklentilerinin belirsiz olduğu durumları ifade eder. Bu tür belirsizlikler, bireylerde güvensizlik hissi oluşturabilir. Ekonomik belirsizlik altında, bireyler ekonomik güvence arayışına girebilirler. Faşist ideoloji, güçlü lider figürlerinin ekonomik güvence ve refahı sağlayacağı söylemiyle bireyleri etkileyebilir. Belirsizlik, bireylerin otoriter liderlere ve baskıcı politikalara yönelme eğilimini artırabilir. İşsizlik ve Toplumsal Hoşnutsuzluk da bu konunun bir alt başlığı olarak karşımıza çıkar. Çünkü işsizlik de bireylerde ekonomik güvensizlik, umutsuzluk ve toplumsal hoşnutsuzluk hissi yaratabilir. İşsiz olan bireyler, ekonomik krizlerin ve sosyal adaletsizliklerin sorumlusu olarak gördükleri gruplara karşı öfke ve düşmanlık duyabilirler. Örneğin ülkemizde Suriyelilere karşı duyulan öfkenin nedeni de büyük ölçüde budur. Bunun dışında, otoriter liderler, işsizlik sorununu çözeceklerini ve toplumu tekrar refaha kavuşturacaklarını söyleyerek bireyleri etkileyebilir. Bu durum, işsizlikle mücadele eden bireylerin faşist ideolojiye yönelimini artırabilir.
Ekonomik krizler, bir toplumda ciddi ekonomik sorunların yaşandığı ve toplumsal güvensizliğin arttığı dönemleri ifade eder. Ekonomik krizler, işsizlik, mali sıkıntılar, gelir kaybı ve sosyal hizmetlerin azalması gibi etkileri beraberinde getirebilir. Krizle birlikte, toplumda birlik ve dayanışma arayışı artabilir. Bu durum farklı düşüncelerin oluşturduğu demokratik değerlerden uzaklaşılmasına ve faşizm eğiliminin yükselmesine neden olabilir.
Faşizm Eğiliminin Ekonomik Koşullarla İlişkili Mekanizmaları
Faşizm eğiliminin ekonomik koşullarla ilişkili olabileceği bazı psikolojik mekanizmalar vardır. Örneğin, ekonomik belirsizlik ve krizler, bireylerde kontrol kaybı hissi yaratabilir. Bireyler, kontrolü tekrar elde etme arayışında olduklarında faşist ideolojiye yönelebilirler. Faşist lider figürleri, güçlü ve kontrol sahibi oldukları söylemiyle bireylerin kontrol ihtiyacını tatmin edebilir.
Ekonomik koşullar aynı zamanda sosyal kimlikle de ilişkilidir. İşsizlik gibi durumlar, bireylerin kendini değersiz ve dışlanmış hissetmesine neden olabilir. Bu durumda, faşist ideoloji, grup kimliğinin güçlendirilmesi ve toplumun "ötekilere" karşı birleşmesi söylemiyle bireyleri etkileyebilir.
Sonuç olarak, ekonomik faktörler faşizm eğilimini etkileyebilir. Ekonomik belirsizlik, işsizlik, ekonomik krizler ve toplumsal güvensizlik, faşist ideolojiye yönelimi artırabilir. Bu nedenle, ekonomik refahın ve sosyal adaletin sağlanması, toplumsal hoşgörü ve demokratik değerlerin güçlendirilmesi önemlidir.
Siyasi ve Sosyal Çatışma
Toplumsal Çatışma ve Faşizm Eğilimi
Toplumsal çatışmalar, siyasi, etnik, dini veya sosyal farklılıklar nedeniyle ortaya çıkan gerilimlerdir. Bu çatışmalar, toplumda ayrışmayı ve bölünmeyi tetikleyebilir ve faşizm eğilimini güçlendirebilir. Faşizm, çatışma ortamlarında güçlü liderlik ve otoriter politikaların gerekliliğini vurgulayan bir ideolojidir.
Toplumsal çatışmalar, bireylerde korku, öfke ve güvensizlik duygularını artırabilir. Bu duygular, faşist liderlerin güçlü ve otoriter bir yönetim sunmasıyla daha da güçlenebilir. Faşizm, toplumsal çatışmaları kullanarak, birliği ve toplumun güvenliğini sağlama söylemiyle bireyleri etkileyebilir.
Sosyal Hareketler ve Radikalleşme
Sosyal hareketler, toplumsal değişim taleplerini ifade eden ve genellikle kitlesel protestolarla ortaya çıkan hareketlerdir. Ancak bazı sosyal hareketler, radikalleşme ve şiddet eğilimi gösterebilir. Radikal sosyal hareketler, faşizm eğilimini artırabilir.
Radikalleşme sürecinde, bireyler grup kimliği ve aidiyet duygusuyla daha güçlü bir bağ kurabilirler. Bu bağ, faşist ideolojiye yönelmeyi kolaylaştırabilir. Radikal sosyal hareketler, bireyleri toplumsal düzeni bozmak ve alternatif bir liderlik modeli sunmak için etkileyebilir.
Siyasi Kutuplaşma ve Otoriter Eğilimler
Siyasi kutuplaşma, toplumda farklı politik görüşlere sahip gruplar arasında gerginlik ve düşmanlık yaratır. Bu kutuplaşma, faşizm eğilimini artırabilir. Kutuplaşmanın yoğun olduğu bir ortamda, bireyler daha fazla güvenlik ve istikrar arayışına girebilirler. Bu da faşist liderlerin otoriter politikalarına daha açık hale gelmelerine yol açabilir.
Otoriter eğilimler, siyasi kutuplaşma ve toplumsal çatışmaların bir sonucu olarak ortaya çıkabilir. Bireyler, güçlü liderlik ve otoriter politikalara olan ihtiyacı vurgulayan faşist ideolojiye yönelebilirler. Otoriter liderler, kararlılık ve sertlik söylemiyle bireyleri etkileyebilir.
Toplumsal Stres ve Faşizm Eğilimi Arasındaki İlişki
Toplumsal stres, belirsizlik, tehditler ve güvensizlik duygularıyla ilişkili olan bir durumdur. Faşizm eğilimi, toplumsal stresin arttığı dönemlerde yükselme eğilimi gösterebilir. Toplumsal stres, bireylerde kontrol kaybı hissi, kaygı ve korku gibi duygulara neden olabilir. Faşist liderlerin güç ve otorite vaatleri, toplumsal stresle başa çıkmak isteyen bireyleri etkileyebilir.
Faşizm eğilimi, toplumsal stresin etkilerini azaltmak ve güvende hissetmek için bir çözüm olarak görülebilir. Faşist liderler, topluma güçlü bir liderlik sunarak, toplumsal stresin hafifletileceği söylemiyle bireyleri etkileyebilir.
Faşizm Eğilimiyle İlgili Siyasi ve Sosyal Çatışmaların Psikolojik Etkileri
Faşizm eğilimiyle ilişkili siyasi ve sosyal çatışmalar, toplumun psikolojisini derinden etkileyebilir. Bu çatışmalar, korku, endişe, düşmanlık ve ayrımcılık gibi negatif duyguları artırabilir. Faşist ideoloji, toplumun bölünmesine ve ayrışmasına katkıda bulunabilir.
Siyasi ve sosyal çatışmalar, toplumda hoşgörüsüzlüğü ve nefreti yayabilir. Bu da daha fazla şiddet ve ayrımcılığa neden olabilir. Faşist liderler, bu çatışmalardan faydalanarak bireyleri etkileyebilir ve faşist ideolojiye yönelimi artırabilir.
Sonuç olarak, siyasi ve sosyal çatışmalar, toplumsal stres, radikal hareketler ve kutuplaşma faşizm eğilimini etkileyebilir. Bu nedenle, toplumda hoşgörü, diyalog ve anlayışın teşvik edilmesi önemlidir.
Toplumsal Destek ve Direnç
Toplumsal Destek Ağlarının Önemi
Toplumsal destek ağları, bireylerin sosyal ilişkileri ve bağlantıları aracılığıyla elde ettiği destek sistemleridir. Bu destek ağları, faşizm eğilimine karşı direnç oluşturabilir ve önleyici bir etki sağlayabilir. Toplumsal destek, bireylerin kendini güvende hissetmelerini, aidiyet duygusu geliştirmelerini ve sosyal bağlarını kuvvetlendirmelerini sağlar.
Toplumsal destek ağları, bireylerin radikal ideolojilere yönelme eğilimini azaltabilir. Sosyal bağlantılar ve destek, bireylerin toplumla etkileşim içinde olmalarını ve farklı görüşlere ve perspektiflere açık olmalarını sağlayabilir. Bu da faşist ideolojinin yayılmasını engelleyebilir.
Sivil Toplum Kuruluşları ve Faşizm Eğilimine Karşı Mücadele
Sivil toplum kuruluşları, demokratik değerleri savunan ve insan haklarını destekleyen kuruluşlardır. Bu kuruluşlar, faşizm eğilimine karşı mücadelede önemli bir rol oynayabilir. Sivil toplum kuruluşları, bilinçlendirme çalışmaları, eğitim faaliyetleri ve toplumsal değişimi teşvik eden projeler yoluyla faşizmle mücadele edebilir.
Sivil toplum kuruluşları, toplumun farklı kesimlerini bir araya getirerek birlik ve dayanışma duygusu oluşturabilir. Bu da faşizm eğilimini azaltabilir. Ayrıca, sivil toplum kuruluşları, faşist ideolojinin yayılmasını önlemek için demokratik değerleri ve insan haklarını savunan çalışmalar yapabilir.
İnsan Hakları ve Demokratik Değerlerin Etkisi
Faşizm eğilimi, insan haklarına ve demokratik değerlere olan saygısızlığa dayanır. Bu nedenle, insan hakları ve demokratik değerlerin güçlendirilmesi, faşizmle mücadelede önemli bir rol oynar. İnsan hakları, her bireyin eşitlik, özgürlük ve adalet temelinde yaşama hakkına sahip olduğunu vurgular. Demokratik değerler ise katılımcılığı, çoğulculuğu ve hoşgörüyü teşvik eder.
İnsan hakları ve demokratik değerlerin güçlendirilmesi, toplumda hoşgörü, adalet ve eşitlik duygusunu artırabilir. Bu da faşizm eğilimini azaltabilir. İnsan hakları eğitimi, demokrasi bilinci ve demokratik değerlerin toplumun her kesimine yayılması, faşizmle mücadelede etkili bir yöntem olabilir.
Toplumsal Destek ve Direncin Faşizm Eğilimini Azaltmadaki Rolü
Toplumsal destek ve direnç, faşizm eğilimini azaltmada kritik bir rol oynar. Toplumsal destek, bireylerin güvende hissetmelerini, aidiyet duygusunu geliştirmelerini ve sosyal bağları güçlendirmelerini sağlar. Bu da faşizm eğilimini azaltabilir.
Direnç, faşist ideolojiye karşı çıkmak ve demokratik değerleri savunmak anlamına gelir. Bireylerin faşist ideolojiye karşı tutumlarını açıkça ifade etmeleri, demokratik değerleri savunan eylemlerde bulunmaları ve hoşgörüsüzlüğe karşı durmaları faşizm eğilimini engelleyebilir.
Toplumsal destek ve direnç, bireylerin faşist ideolojiye yönelimini azaltabilir ve toplumun dayanıklılığını artırabilir. Bu nedenle, toplumsal destek ağlarının güçlendirilmesi, sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerinin desteklenmesi, insan hakları ve demokratik değerlerin öneminin vurgulanması faşizmle mücadelede önemli adımlardır.
Sonuç olarak, faşizm eğilimi karmaşık bir olgudur ve psikoloji perspektifiyle ele alındığında anlamlandırılabilir. Kültürel asimilasyon, ekonomik faktörler, siyasi ve sosyal çatışmalar, toplumsal destek ve direnç gibi faktörlerin bir araya gelmesiyle faşizm eğilimi ortaya çıkabilir. Bu çalışmanın sonucunda, faşizm eğilimiyle mücadelede toplumsal uyum, ekonomik istikrar, demokratik değerlerin güçlendirilmesi ve toplumsal destek ağlarının oluşturulması gibi önlemlerin önemli bir rol oynayabileceği sonucuna varabiliriz. Psikoloji, faşizm eğilimini anlamak ve önlemek için önemli bir araçtır ve bu alanda daha fazla araştırma ve çalışma yapılması gerekmektedir.
Comments